|
|||
|---|---|---|---|
Van'da deprem olduğunda... Göreve çağırılırsın, bayram tatilin yarıda kalır, eli öpülecek büyükleri bırakırsın geride... Görevdir der, eşyalarını toplarsın; nerede, ne şekilde, ne kadar kalacağınızı bilmeden biraz merak ve biraz heyecanla yola çıkarsın... Van'a vardığında, kuru ve soğuk havayı içine çekersin, burnun ve dudakların kurur, doğup büyüdüğün nemli ova toprağından artık çok uzakta olduğunu anlarsın. İlk akşam bir artçı vurur, ‘demek deprem buymuş’ dersin, korkarsın... Uykuya dalmadan 'ya büyük bir depreme yakalanırsam ne olacak' konulu senaryolar üretirsin, sabahı zor edersin... Erkenden kriz merkezine gider, gerekli tüm işlerle ilgilenirsin, zaman zaman da artçıları yaşarsın, seslerin yükseldiğini duyarsın, alışmaya çalışırsın... Sabaha karşı uyumak istersin. Zaten ortalama 4 saat uyumaya başladığın ortamda, iş arkadaşının sigara dumanını çeker, fazladan birkaç dakikadan da olursun... İşlerin ne zaman sona ereceğini bilmek ister, memlekete dönüş gününü hayal edersin... Yaşlı bir teyze gelir 'üşüdüm, bu odada oturabilir miyim' der, kendine geldiğinde dualarını duyarsın, bu dualarla Erciş'e gidersin, şehre girişte Emrah'a selam verirsin... Günler sonra açık bir lokanta görüp sıcak çorbanı içersin, cebindeki parayı ilk kez harcarsın. İran sınırına sadece 70 km ötede bir dağ köyünde tam donanımlı yatılı bölge ilköğretim okulu olduğunu görür, devletin gücüne saygı duyarsın. Hava kararır, Van’a dönüş yolunda kurtları görürsün, araçta uyuklamaya çalışırsın, 10 dakikanın çok değerli olduğunu bilirsin... Paran olup da yiyecek taze meyve bulamadığından 2 günde bir pek de içeriğini bilmediğin vitamin tabletini alır, suda eritip içersin. Kuru yiyeceklerle kandırırsın mideni, zor durumdaki depremzedeleri düşünür, şükredersin. Mollakasım'ı 5.2 vurur, paniklersin... Yıllarca mühendislik eğitimi aldığın, hizmet ettiğin ve hemen hemen her dönem anlatılan depreme yenik düşmeyi erkeklik gururuna yediremezsin, kaçmak istersin. Aileni düşünürsün, annen gece uyuyamaz, üzülürsün. Kardeşlerin arar, bırak artık derler... Sevdiğin arar, endişe etme deyip geçiştirirsin... Haftasonu gelir, memlekette olsan arkadaşlarınla bir yerlere çıkardım diye düşünürsün, burada her günün pazartesi, her günün salı olduğunu görürsün, takvimi unutursun, her an bir öncekinden farksızdır... Yine de bir şeyler üretirsin, hani yağmasa da gürlersin... Neden sonra bir aşama kaydettiğini görürsün, lakin tebessüm etmek çok uzaktır. 2 deprem arası olması gereken koordinasyonun geciktiği bir ortamda şimdi acele etmenin ne manası olduğunu sorgularsın, bir üst yönetime karşı adeta bir gösteri haline gelen yönetici tavırlarını eleştirirsin, bunun hedefinde ne olabilir diye düşünürsün... Yorulmak ne kazandırdı bize? Sabahları kalp çarpıntıları, uykusuz bünye... Neden? Ara sıra parlasan da genelde susarsın... Taksitle gelen ricalara ve ekiplerin isteklerinin oluşturduğu çıkmazdan, aç geçirilen saatlerin ardından çay veya kimyasal kahveler ile aşmak istersin, başaramazsın... Gitmek istersin... Sanki hiç alternatifin yokmuş gibi, gönderilmezsin! Van'da deprem olduğunda bunlar yaşanır... Sinir harbinde miğferini düşürürsün, dipçiği vuracak da dermanın kalmaz... Her şeye rağmen Anadolu halkının saf duyguları ve sıcaklığı akıllardadır, saygıda sınır yoktur bu afet ortamında!
Aytek ERSAN aytekersan@hotmail.com Bu yazıyı Paylaş |